EverythingApp ve Elon Musk

Son günlerin en çok konuşulan konusu artık efsaneleşmiş Twitter’ın Elon Musk tarafından X’e dönüştürülmesi. Sosyal medya’da, teknoloji ve iş dünyasını konu edinen web sitelerinde bu değişimle ilgili hemen hemen herkes çeşitli fikirler paylaşıyor. Bu fikirlerin çoğu Twitter’ın bir marka değişikliğine, bir logo değişikliğine gittiği ve bazıları da bu durumun bir "rebranding" olduğu yönünde. Şimdi gelin bu ciddi ve önemli değişikliği; yazılıp, çizilen ve söylenenler gibi magazinel açıdan değil her zaman yaptığımız gibi iş stratejileri ve iş modelleri açısından ele alalım.
Elon Musk’dan çok daha önceleri bir çok marka, hatta tanıdığımız markalar çeşitli isim değişkliklerine gitmişti. Bu markalar arasında tanıdığınız çok ünlü markaları görünce epey şaşıracağınızı düşünüyorum. İşte, Twitter’dan çok daha önce isim değiştiren marka örnekleri:
- Amazon: Cadabra,
- eBay: AuctionWeb,
- Google: BackRub,
- Snapchat: Picaboo,
- Netflix: Kibble,
- Pepsi: Brad’s Drink,
- Nike: Blue Ribbon Sports.
Hepimizin kolayca tahmin edebileceği gibi bu marka değişiklikleri Twiiter’ın X’e dönüşmesiyle Elon Musk’ın yaptığı hamleyi açıklamakta oldukça aciz kalıyor. Peki bu değişikliği “rebranding” ile açıklayabilir miyiz? Bu soruyu cevaplayabilmek için “rebranding” nedir bu soruyu cevaplamaya çalışalım ve çeşitli örnekler verelim: Hatırlayacağımız gibi Mastercard, Lego ve Apple gibi firmalar rebranding süreçlerinden geçen firmalar.

“Rebranding” basit bir logo değişikliğinden ziyade; “ kurum imajını yenilenen misyon ve vizyon ile kullanıcılara yeni form, yeni değer önerisi ve yeni mesaj ile sunmak ” şeklinde tanımlayabiliriz. Bu tanım önümüze farklı soru kapıları açıyor: Peki, misyon ve vizyon nedir?
Bir firmanın misyonu ve vizyonu nasıl olmalıdır?
Vizyonu gayet sade, “bir kurumun gelecekte içinde olmak istediği resim” şeklinde biraz da estetik bir biçimde tanımlayacak olursak, misyonu da ilgili firmanın bu “gelecek görüntüsüne -vizyona- ulaşmak için katedeceği yol boyunca üstleneceği sorumluluklar” şeklinde tanımlayalım.
Buraya kadar herşey güzel gidiyor. Sorularımızı biraz daha zorlaştırmaya başlayalım:
Marka nedir?
Markayı da; “sizin hissettirmek istediğiniz, başkalarının da sizi hissettiği algı veya kanı” olarak tanımlayalım hızlıca. Bu noktada unutmadan vurgulamak gerekir ki iş dünyası profesyonelleri ve akademisyenler arasında hala “marka”nın marka üreticisine mi markanın hitap ettiği kitleye mi ait olduğu konusunda felsefi boyutta tartışmalar hala devam ediyor. Burayı hızlıca geçelim ve aklımızda markanın kullanıcı algısı ve kanısı ile ilgili ciddi bir ilişkisi olduğunu tutalım. Neticede, kullanıcının “benim derdimi, benim işimi çözer” dediği ürün, hizmet veya deneyim markalaşmaya evrilecektir. Bu durumu kendinizde de deneyin ve bir sorunla ilgili kendi kendiniz soru sorun: “Eve yatak alacağım. Benim derdimi kim çözer?”, “Gözlük almam lazım. Benim derdimi kim çözer?” gibi sorulara verdiğiniz cevapların markalaşmış firmalar olduğunu göreceksiniz.
Konuyu biraz daha açalım ve neden “Rebranding” yapıldığı üzerinde konuşalım. Temel olarak aşağıda verdiğimiz nedenlerden firmalar kendilerini “rebranding” süreçlerine girmek zorunda hissederler. Bu nedenler şu şekilde sıralanabilir:
- Az evvel bahsettiğimiz “hissettirilmek istenen” ve “hissedilen” hizalanmayabilir (alignment sorunu),
- Hedef kitle doğru olmayabilir veya yeni hedef kitle arayışı olabilir,
- Firmada bir canlanma isteği olabilir,
- Ürün, hizmet veya deneyim yelpazemiz değişmiş olabilir (pazarlama kampanyaları ile karıştırmamak gerekli),
- Pazar konumlanmamızda sorun yaşıyor olabiliriz,
- Logomuzun ve görsellerimizin eskidiğini hissedebiliriz,
- Doğru olmayan bir marka imajımız olduğunu düşünebiliriz,
- Lider ekipte değişiklik olmuş olabilir,
- Satınlama veya birleşme yaşamış olabiliriz,
- Misyonumuz değişmiştir.
Dikkat edilirse bu 10’luk listenin son 3 tanesi sanki Twitter’ın yaşadığı duruma uygun gibi, ancak şimdilik buraya takılmayalım duraklamadan bir “rebranding” örneği ile devam edelim. Ele alacağımız “rebranding” örneği: Lego!
Lego uzun yıllar özellikle üretim hatlarında oyun tasarımcılarının sebep olduğu verimsizlik ve beraberinde gelen maliyet artışıyla boğuştu. Nihayet üretim hatlarında gerçekleştirdiği standardizasyon ile bu karmaşıklığa son verdi ve marjinal maliyetlerini ciddi anlamda düşürdü. 2003 yılında gerçek anlamda başlayan Lego’nun rebranding macerasında sırasıyla:
- Hepimizin bildiği ürün gruplarına çeki düzek verildi ve daha keskin hatlarla kategoriler oluşturuldu: LegoClassic, LegoDuplo, LegoCity, LegoCreator, LegoTechnic, LegoFriends gibi.
- Kullanıcı etkileşimi (customer interaction) sağlanması için marka işbirliklerine gidildi. Marvel, Disney, Minecraft, StarWars gibi markalarla anlaşmalar yapıldı.
- Lego sinema fimleri hazırlandı.
- Dijital alana girildi ve Lego Digital Designer ile kullanıcıların kendilerine özel tasarımlar yaratabilmeleri ve bunları onlinesipariş verebilmeleri sağlandı. Lego Digital Designer o kadar tutuldu ki bir çok ülkede hala yarışmalar düzenleniyor.
Özetleyecek olursak Lego, 2003’te başladığı “rebranding” macerasına 2013’te gelirlerini önce 4 katına sonrada 20 sene içerisinde 2023’te 10 katına çıkardı. Bu başarısıyla Lego oyuncak dünyasında “Apple of Toys (Oyuncakların Kızıl Elması)” ünvanını aldı ve büyük sükse yaptı.

Lego örneğinde de görüldüğü gbi “rebranding” basit bir logo değişikliğinin çok ötesinde yıllara yayılan uzun ve stratejik kararlar barındıran bir süreç. Peki Elon Musk bundan sonra ne yapacak? Yaptığı şey bir “rebranding” mi? Bu soruları cevaplamadan önce gelin biraz Elon Musk’ı tanıyalım belki böylece atacağı adımları önceden kestirebilme şansımız olur.
Elon Musk’ın tecrübesi hiçbir zaman mevcut işleri dönüştürmek üzerine olmadı. Hatta “yeni oyun kurmak” olarak bile niteleyemeyiz. Elon Musk her zaman “ yeni oyun yaratmak ” üzerine işler yaptı ve yapmaya devam edecek. İş ve düşünce dünyamızın 3 önemli duruşu olan “göre”, “karşı” ve “rağmen” duruşlarını Elon açısından değerlendirecek olursak; Musk hiçbir zaman bir “business”a “göre” hareket etmedi, hiçbir zaman bir “business”ı rakip görüp de ona “karşı” aksiyon almadı. Elon Musk her zaman “rağmen” duruşunu benimsedi: Kendi oyununu yarattı ve beraberinde kendi kurallarını koydu. Bunun güzel bir örneği Elon Musk’ın projelerinde uyguladığı 5 adımlı tasarım modeline bir göz atalım şimdi de. Musk, ister SpaceX olsun ister Tesla, girdiği her irili ufaklı projede şu aşağıdaki 5 aşamalı tasarım modelini uyguluyor ve herkese tavsiye ediyor:
- “İhtiyaçları daha az aptalca belirle!” Elon neden böyle cümle kuruyor? Çünkü değişim olduğunu ve sürekli var olacağını çok iyi biliyor. İnsanlar ne istediklerini çoğu zaman bilmez ve istekleri zamanla değişir! Kişi bağımsız zaten istenen “şey” muhtemelen maul ve mantıklı olmaz ya gereksiz ya da angarya işler barındırır içinde. Elon her zaman soruya soruyla cevap veriyor ve talebi sorguluyor: Doğru şey mi isteniyor? Yapılan iş mantıklı mı? Bu noktada karşılaşacağımız en büyük sorun, taleplerin akıllı bildiğimiz üstlerimizden gelecek olması.
- “Süreçleri kısalt mümkünse yok et! Her süreci departmana değil kişiye bağla!” Elon Musk işleri daha sade, daha kolay ve böylece daha hızlı yapmak istiyor. İş yaparken de kendi sorumlulua girdiği gibi karşısında soyut departmanlar yerine sorumlu kişiler arıyor.
- “Tasarımı basitleştir!” Mühendislikte sıklıkla karşılaştığımız bir problemi Elon Musk bu adıla somutlaştırmış. Çoğunlukla işletmeciler ve mühendisler aslında olmaması gereken, ihtiyacımzı olmayan işleri veya süreçleri optimize etmeye çalışırlar. Bunu önlmek için tüm ekibin bütüncül (holistik) bir bakış açısına olmalı. Bunun anahtarı da doğru organizasyonel iletişim!
- “İterasyon sayısını arttır!” Süreç iterasyonlarını arttırmak eski ve meşhur toplam kalite yönetimini kaynaklı şimdilerde çevik dediğimiz yönetim yaklaşımlarına atıf yapmakta. Ne tarafa doğru gittiğimizi daha hızlı görelim. Başarısız olacaksak hemen hızlıca olalım!
- “Otomatikleştir!” Bunu bilmeyenimiz var mı? Süreçleri mükemmel hale getirdikten sonra standarlaşmamız gerekmekte.
Elon Musk’ın iş yapış tarzını ve iş yaklaşımına göz attıktan sonra yavaş yavaş Twitter mevzusuna doğru yanaşalım ve Twitter’ın karşı karşıya kaldığı sorunları listeleyelim. Twitter ve diğer sosyal medya platformlarının en temel 3 sorunu;
- Monetization (kullanıcı etkileşimini kazanca dönüştürme),
- İçerik Yönetimi ve,
- Değer Önerisi
olarak sayabiliriz. Bilindiği üzere Twitter sponsorlu tweet’ler ve “mavi tık” ile belirli bir kazanç edinme yoluna gitti ancak bu yeterli gelmedi. Twitter hala hergün milyonlarca dolar zarar ediyor ve bu soruna acil bir çözüm bulması gerekli. İçerik yönetimi, sadece Twiiter’ın değil diğer tüm sosyal medya platformlarının karşılaştığı en büyük sorunlardan bir tanesi, bu konuya ve değer önerisine yazımızın ilerleyen bölümlerinde
Facebook örneği üzerinden yeniden değineceğiz. Şimdi Elon Musk’a Twitter’ı X’e dönüştürdükten sonra yapması gerekenlerle ilgili tavsiyelerimizi sıralamakla devam edelim.
1. “Amaç Belirleme” Her firma dijital kum havuzunda oyun oynamadan önce Dijital Stratejik Plan'ını hazırlar ve uygular. Ancak herşeyden önce yapılması gereken kurumsal amacın belirlenmesidir. Bilindiği üzere, Dijital Stratejik Plan; (1) Vizyon ve Misyon’un belirlenmesi, (2) Hedef ve KPI’ların belirlenmesi, (3) İhtiyaç Analizi, (4) Bütçeleme, (5) Uygulama ve (6) Ölçme ve Raporlama adımlarını kapsar. Bu adımlar bir kurum için “evet” yapılması gereken ve yapılabilir işler arasındadır ancak tüm bunlar hangi amaçla yapılacaktır? (a) Gelir arttırımı için mi? (b) Karlılık için mi? (c) Yeni değer önerisi sunmak için mi? (d) Yeni ürün, hizmet veya deneyim geliştirmek için mi? Yani amaç, stratejiden önce gelir.
Bu arada atlamamız gereken önemli bir konu da özellikle Twitter gibi inovatif firmalarda “değer” mi “yenilik” mi önceliklendirilmelidir? Bu sorunun cevabını bulmaktır. Bu sorunun cevabını bulmak Elon Musk için karşılaşacağı en büyük sorundur. Çünkü “değer” beraberinde “işbirliklerini ve entegrasyonu”, “yenilik” ise beraberinde “uzmanlaşmayı” getirir. Bu durum kurumları bir seçim ile başbaşa bırakır ve verilecek cevaba göre öncelikler, iş yapış tarzları hatta organizasyonel yapılanma ve neredeyse herşey değişebilir. Burada en doğru adım, entegrasyonlara önem vererek değer önerisini arttırmak ve iş birliği yapılan firmaların uzmanlıklarını sahiplenme stratejsini uygulamaktır.
Konumuza dönelim: Amaç önceliklendirmesi şarttır! Çünkü amaçsız kurum stratejisi kurulamaz. Kurum stratejisinin olmadığı durumlarda organizasyon paydaşları kendilerine göre iş önceliklendirmeleri yapmaya başlarlar.
Musk'ın şansı amaç önceliklendirmesini Tesla’da başarmış olmasıdır. Tesla'da kısa vedede karlılık ve büyümeyi önceliklendiren Musk, tüm stratejiyi bunun üstüne kurarak, tüm organizasyonu üretimde ölçeklenmeye odaklamış ve marjinal maliyetleri düşürmüştür. Peki ama Elon, Twitter ile hangi amaç için ilgileniyor? Gelir ve karlılık için mi? Yoksa sosyal değeri için mi yoksa düşündüğü başka amaçlar mı var?
2. “Strateji İletişimi”
Strateji nedir? Bir karar ne zaman stratejik olur?
Bu soruyu cevaplamadan önce aşağıya bıraktığımız Peter Pan çizgi filminde kısa bir bölümü seyredin ve okumaya öyle devam edin!
Stratejiyi soyut ancak güzel bir üslupla tanımlayacak olursak “diğer seçenekleri arkasından sürükleyecek en küçük ve en yoğun seçenekler kümesidir” diyebiliriz. Bir misal verelim: Bir lojistik firmamız var ve bir paketi İstanbul’dan Ankara’ya götüreceğiz. Ne yaparız? Bu sorunun cevabı ancak firmamızın amacını bilirsek anlam kazanır. Eğer firmamızın amacı “düşük maliyet ile hizmet üretmekse” paketi mümkün olan en maliyetsiz biçimde, eğer firma amacımız “müşteri memnuniyeti” ise paketi müşterinin en memnun olacağı biöimde götüreceğiz demektir. Görüldüğü üzere “iş” aynı olmakla beraber “amaç” farklılığına göre organizasyonun vereceği ve geliştireceği tepki farklı olabilir. Organizasyonumuzla ne yapacağımızı, hangi stratejileri uygulayacağımız bir iletişim planı çerçevesinde paylaşmak büyük fayda sağlayacaktır.
3. ` Kurum Kültürü Normlarını Belirlemek ” Elon Musk, Twitter’ı 44 milyar USD’ye satın almasından sonra bilindiği gibi binlerce kişi işten çıktı veya çıkarıldı. Twitter ciddi bir personel sirkülasyonuyla karşı karşıya kaldı. Elon Musk, sorgulayıcı yönetim tarzını Twitter’a normları yeniden hatırlatarak yaymalı ve gerçek normlara dayanan bir kurum kültürü yaratmalı! Aksi halde Peter Drucker’ın da dediği gibi “ kurum kültürü stratejiyi kahvaltı niyetine yer! ”
4. “ Yüksek Ama Erişilebilir Hedefler ” Elon bu yaklaşımı uygulamazsa organizasyon "burn out" olabilir. Elon Musk gibi bir yönetici profili ile çalışmak çok zordur. Ne istediği, ne ile tatmin olduğu, neye evet neye hayır diyeceği belli olmayan bir profil organizasyonu ciddi anlamda zorlayacaktır. Aksine bazı personeller ciddi bir motivasyon patlaması yaşayarak altına girilmemesi gereken işlere talip olabilirler. Bu durum çoğu zaman iyi niyetli olsa da sonuçları bakımdan hem personele hem de kuruma zarar verir. Bu durum Elon’un başına CyberTruck’ı 2021’de piyasaya çıkaracağını söylediğinde başına gelmişti. CyberTurck projesinde Musk hedeflerin gerisinde kaldı ve CyberTruck’ı anca 2023 yılına yetiştirebildi.
5. “Paydaşları Harekete Geçirmek” Elon’ın yapması gereken bir diğer aksiyon. Musk hızlıca bir “wow” effect yaratmak, kullanıcılara X’in ne tarafa evrildiğinin ipuçlarını vermek zorunda. Twitter’ın X değişimi; Google’ın, Alphabet veya Facebook’un Meta değişimlerinin çok ötesinde bir değişimi içinde barındırıyor. Alphabet ve Meta değişimleri bir “rebranding”den ziyade finansal, yatırımcı ilişkilerini rahatlatan kararlardı. Elon’ın işi bu noktada biraz zor, çünkü yatırımcılara “Hadi! Elektrikli araç üretiyoruz!” veya “Mars’a gidiyoruz!” demek çok daha heyecan verici ve kolay. Halbuki sosyal medyanın ve özellikle Twitter’ın kullanıcıları polarize eden negatif yönleri bulunuyor.
Elon Musk’ın Twitter’ı soysal değeri için satın aldığından bahsetmiştik. Şimdi bu durumu Facebook örneği üzerinden ele almaya çalışalım.
Sosyal medya yaşantımıza Facebook ile girdi. Facebook, ilk adımı kişilerin arkadaşlarını ve tanıdıklarını bulduğu bir ortam yarattı buna (1) “Friends Çağı” diyelim. Bu dönemden sonra tanıdığımız kişilerin haricinde de kullanıcılarla etkileşime geçmeye başladık bu döneme de (2) “New Friends Çağı” diyoruz. Facebook kullanıcı etkileşimini daha da arttırmak için grup özellikleri kurdu, zamanla kurumsal üyelikler hayatımıza girdi ve birden bire kendimizi influencer’ları takip ederken (3) “No Friends Çağı”nda bulduk. Hepimizin bildiği üzere bu noktadan sonra olay koptu ve sosyal medya ciddi anlamda kirlenmeye başladı. Hayatımıza; troller, clickbait’ler, algı yönetimleri, kesin olmayan “kesin bilgiler”, fake hesaplar, stalking'ler, yalanlar ve dolanlar girdi.
Sosyal medya platformları bu durumu nasıl aşacaklar? Bu durumun aşılamaması halinde; ban’lemeler, erişim yasakları, hesap kapatma vb. problemle karşılaşıyoruz ve sosyal medya platformları kullanıcılara diğer kullanıcılarla etkileşimlerini arttırma değer önerilerinin aksine hareket eden, sansür politikaları izleyen, her paylaşımı kontrol eden baskıcı yapılar haline geliyor. Bu sorunları aşmanın yolları da mümkün:
- “Kullanıcıyı açık iletişimle risklerden haberdar etmek” Platformlar kullanıcılarına okudukları ve gördükleri paylaşımların gerçeklik ve doğruluk oranlarını bir biçimde bildirmek zorunda kalacaklar. Örneğin karşımıza “Padişah V. Mustafa’nın döneminde getirilen tütün yasağı ve kaldırılan içki yasağı” ile ilgili bir tweet gelse ve hatta tweet altında bu bilgileri doğrulayabileceğimiz bir Wikipedia linki olduğunu görsek çoğumuz bu bilgiyi doğrulamadan kabulleniriz. Üstelik, bu satırları Levent Hoca yazıyor diye hiçbirimizin aklına V. Mustafa diye bir padişahın var olmadığı bile gelmez çoğu zaman.
- “Ciddi ve yoğun bir moderasyon” Platformlar özellikle yapay zekanın nimetlerini kullanarak önümüzdeki dönemde tüm içerik moderasyonunu yapay zekaya yıkacaklar. Bu durum doğru ve adil bir kodlama (Software Ethics) ile yapılırsa platformları dolayısıyla kullanıcıları ciddi anlamda rahatlatabilir.
- “Hesap verebilir olma” Platformlardan yoğun şekilde hesap verebilir olmaları isteniyor. Bunun karşılığında platformlar da kullanıcılarından aynı şeyi talep edecekler ve karşımıza onaylanmış, kullanıcısının kimliği belli, mesajları ve paylaşımlarının doğruluğu yapay zeka tarafından belirli yüzde oranlarına göre kontrol edilmiş bir dijital dünya çıkacak. Bu durumun eksik olduğu hallerde; Covid döneminde yaşadığımız bilgi kirliliğini, Amerikan seçimlerindeki yönlendirme propagandalarını ve Amerikan Senato Binası baskınını düşünün.
Yukarıda belirttiğimiz içerik yönetimi mevzusu haddinden fazla önemli çünkü dünyada internet kullanıcılarını %92’si sosyal medya hesabı sahibi ve bu toplam 4.5 milyar kullanıcı ediyor. Bu kullanıcı sayısının 2027’de 6 milyarın üzerine çıkması bekleniyor. Bu sayı anormal bir paylaşım demek anlamına geliyor. Bu denli yüksek bir içeriği modere edebilmek içi yapay zeka ve blockchain tabanlı teknolojiler kullanmaktan başka çare bulunmuyor. Diğer taraftan sosyal medya platformlarını bekleyen iş trendleri de kapıda:
Bu trendler Elon Musk’ın da yakından takip etmesi gereken ve takip ettiği yenilikler: (1)
Entegrasyonlar; işbirlikleri ile karşımıza çıkıyor ve çoğunlukla metaverse ile dijital finans alanında kendini gösteriyor, (2) “Gated Content” denilen, içeriğin belirli bir abonelik veya bir bilgi karşılığında kullanıcılara sunulması sosyal medyanın geleceğine ciddi anlamda şekil verecek, bir diğer önemli gelişme de kullanıcıların elinin kuvvetlenmesi ve beraberinde gelen (3)
Privacy konusu. Privacy alanında sadece soyal medya platformları değil bir çok dijital mecra ve uygulamayı ciddi sınırlama ve engellerin beklediği çok açık.
Dijital dönüşüm’ün prensip ve düsturlarını biliyor muyuz? Derslerime katılanlar hatırlayacaktır. Kısaca yine hatırlatalım: (1) İlk düsturumuz bir kehanetti ve dijital dönüşüm teknoloji firmasına evrilmeyen firmaların ortadan kalkacağını öngörüyordu. (2) İkinci düsturumuz, yok olmak için başkalarını beklemek yerine firmalara kendi kendilerini öldürmelerini öğütleyen bir metafordu. Görüldüğü gibi Elon Musk oyunu kurallarına göre oynuyor ve ikinci düsturu uygulayarak Twitter’ın dijital dönüşümünü gerçekleştiriyor.
Devam edelim. Derslerimizde yine anlattığımız bir soru soralım: Dijital dönüşümün sonuçları neydi? Cevapları verelim: (1) Maliyetleri dramatik bir biçimde düşürür, (2) Rakipleri rahatsız eder ve (3) yeni pazarlar oluşturur. Anlaşılacağı üzere;
Elon, Twitter'ı yok edip adeta bir Zümrüd-ü Anka kuşu gibi küllerinden doğacak X ile yeni ve daha önce görmediğimiz ve deneyimlemediğimiz bir dijital pazar yaratmanın derdinde . Bu yeni dijital pazarın ağırlıklı olarak 3 temel saç ayağı olacak: Kripto, NFT ve Blockchain.
Blockchain nedir? Kısa yoldan anlatmak gerekirse Blockchain taraflar arası onaylanan bir dijital kontrat yani bir dijital sözleşmedir. Örnek vermek gerekirse, fiziksel dünyada kullandığımız sinema bileti, otobüs bileti dediğimiz, sigorta dediğimiz şeyler aslında bir kontrattan ibaret, bunların dijital kontratlara çevrildiğini düşünün. Taraflar onaylamadığı sürece değiştirilemez ve kesin bilgiyi, üzerinde uzlaşılmış bilgiyi içinde barındırır. Yani aslında, blockchain; gerçekliği, hakikatı korur!
Yukarıda Elon’un yeni bir dijital pazar kurma niyetinden bahsetmiştik. Bu dijital Pazar nasıl olacak? Tüm tweetlerin, mesaj ve etkileşimlerin, işlem ve alışverişlerin blockchain tabanlı ve doğrulanmış olduğu bir dijital dünya düşleyin. Musk tüm insanlığın hayatını değiştirmek üzere:
- X üzerinden tüm cryptolar alınıp satılmaya başlanacak ve kullanıcılar kolayca kendi kriptolarını yaratabilecekler.
- Ethereum tabanlı Barter, Paga ve PayTm uygulamaları X üzerinden “tip” göndermeye başladı bile.
- Değer üreten entegrasyondan bahsetmiştik: TradingView ve Robinhood gibi uygulamalar X’e entegre oldular ve anlık finans verileri geçiyorlar.
- Kullanıcılar X Profil resimlerini NFT yapabiliyor artık.
- X’e çok kısa bir süre önce NFT alım satımların daha kolay yapılabileceği “NFT Tweet Tiles” özelliği de geldi.
- Ethereum, Solana, Flow blockchain network tabanlı Magic Eden, Rarible, DapperLabs, JumpTrade uygulamaları X ile entegre olmuş durumda.

Tüm bunlara ek olarak Binance’in Elon Musk’ın 44 milyar USD’lik bu satın almasına 500 milyon USD ile destek olduğunu da hatırlatmakta yarar var. Binance, X’in ortağı konumunda. Diğer taraftan Instagram’ın elinde bulundurduğu içerik kütüphanesinin NFT’ye dönüştürülmesi ile yaratılacak pazarın trilyonlarca USD’ye tekabül edeceğini hepimiz kolayca hesaplayabiliriz ancak Meta, elinde bulundurduğu Instagram ile Elon Musk’ın X hamlesinden çok önce somut hamleleri yapmakta epey geç kaldı.
Eğer zaten elinizde “Kripto”, “NFT” ve “Blockchain” tabanlı teknolojiler varsa ve bunları bir de backend’de yapay zeka ile destekliyorsanız elinizde bir
EVERYTHING APP
vardır demektir. X hepimiz için hemen hemen her işimizi yapacağımız bir dijital cüzdan ve bir dijital özelleştirilmiş Web3 tabanlı yaşam platformun haline gelecek.
Elon’un X’i hayatımızı değiştirecek bir EVERYTHING APP olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor.
Teşekkür ederim.
Murat Levent Demircan